Yeryüzü Akademisi katılımcıları ve kıymetli eğitmenimiz Yasir Feten’in rehberliğinde gerçekleştirilen Mısır yolculuğu, sıradan bir gezi olmanın ötesinde; tarih, kültür ve düşünceyle örülü derinlikli bir tecrübeye dönüştü. Eğitim sürecinde ele aldığımız coğrafyayı yerinde görme ve derslerde edindiğimiz bilgileri sahada yeniden anlamlandırma imkânı bulduk. Kadim medeniyetlerin izlerini taşıyan şehirlerde dolaşırken, Mısır’ın zengin kültürel mirasına ve köklü hafızasına yakından tanıklık ettik.
“Tarihî Kahire” gezimize Selahaddin Eyyubi döneminde yapımına başlanan Selahaddin Kalesi’yle başlıyoruz. Kale içinde ilk durağımız Memlük Sultanı Muhammed bin Kalavun’un yapımını başlattığı ve kendisinden sonra inşası tamamlanan Sultan en-Nasır Muhammed Camisi. Alışık olmadığımız bir şekilde, avluya girerken ayakkabılarımızı çıkarıyoruz (avlu da musalladan olsa gerek). Avluda ve harimde kısa bir gezinti ve fotoğraf çekiminin ardından camiden çıkıyoruz.

Kale içerisinde, rehberimiz Yasir Feten tarafından kronolojik bir Mısır tarihi anlatımı yapılıyor. Ardından, Kavalalı Mehmet Ali Paşa döneminde inşasına başlandığından dolayı mimarisine aşina olduğumuz Mehmet Ali Paşa Camisi’nde kısa bir süre durup kaleden çıkıyoruz.

Daha sonra kalenin yakınlarında karşılıklı konumlanmış Sultan Hasan Camisi ve Medresesi’yle Rifai Camisi’ne yürüyerek gidiyoruz.

Sultan Hasan Camisi, Bahri Memlüklerinin son dönemlerinde hüküm sürmüş Nasırüddin Hasan tarafından yaptırılıyor. Cami, türbe ve medreseleriyle bu yapı aslında bir külliye. (Kapıları kilitli olduğu için maalesef medreseleri göremiyoruz.) Güneybatısındaki giriş koridorunun avluya açılışı gerçekten çok güzel. Harimin arkasında Sultan Hasan için yaptırılıp da kendisine nasip olmayan türbe mevcut. Türbenin yanında bir şeyhten sesli dua aldıktan sonra külliyenin hemen yanı başındaki Rifai Camisi’ne geçtik.

Sağda şadırvan, ortada kıble eyvanı.
Rifai Camisi’nde Mısır’ın son fiilî kralı olan Kral Faruk ve son İran Şahı Muhammed Rıza Pehlevi’nin mezarları mevcut. Onları da ziyaret ediyor ve camiden çıkıyoruz.
Tarihî Muiz Caddesi’nin güney kapısı olan Babü’z-Züveyle’ye gitmek üzere yola çıkıyoruz. Babü’z-Züveyle girişinde grubun toplanması için bir müddet beklerken Kahire kaosundan bir kesit müşahede ediyoruz. Züveyle Kapısı Fatımiler döneminde inşa edilmiş, kapının üzerindeki iki minare ise Memlükler döneminde. Minareler aslında Sultan el-Müeyyed Camisi’ne ait. Yani altlı üstlü duran bu iki yapı arasında yüzlerce yıl var. Literal olarak tarih üzerinde tarih.

Minarelerden birine çıkıp rehberimizin bilgilendirmesi eşliğinde Kahire’yi izliyoruz. Daha sonra güneyde Babü’z-Züveyle, kuzeyde ise Babü’l Fütuh arasında kalan tarihi Muiz Caddesi’nde yürümeye başlıyoruz.
Muiz Caddesi, ismini Fatımi halifesi Muiz Lidinillah’tan alıyor. Yaklaşık 1 kilometre uzunluktaki bu caddede Fatımi, Eyyubi, Memlük ve Osmanlı devletlerinden kalma eserler gerçek bir tarih şöleni meydana getiriyor. Muiz’deki bu yapılardan birkaçını zikredersek: adını Fatımi halifesi Hakim Biemrillah’tan alan 1000 yıllık Hakim Camisi; türbe, cami, medrese ve hastaneden oluşan 700 yıllık Kalavun Külliyesi; son Eyyubi
hükümdarlarından el-Melikü’s-Salih Necmeddin Eyyub tarafından yapılan Salihiyye Medresesi; bahsi geçen Babü’z-Züveyle ve Babü’l-Fütuh kapıları. Bu caddenin kaosunu görmezden gelip tarih kokan yapılarına odaklanmak gerekiyor. Kısacası, Kahire’ye gelip de Muiz’i görmemek olmaz diyelim.

Güneyden kuzeye Muiz boyunca yürüyüp kuzey girişine yakın olan tarihî Hakim Camisi’nde mola veriyoruz. Daha sonra Babül-Fütuh’tan çıkıp Muiz’i bitiriyoruz. Akşam yemeğinden sonra Nil Nehri’nde güzel bir tekne turuyla günü sonlandırıyoruz.



