Tarihin en trajik paradokslarından biri, toplumları radikal değişimlere ve barışa ikna etmeye çalışan liderlerin, kendi içlerinden çıkan fanatiklerin namlularına hedef olmasıdır. Örneğin, Hindistan’da barış ve uzlaşının sembolü hâline gelen Mahatma Gandi, bir Hindu fanatiğin kurşunlarıyla öldürüldü. İslam dünyasında dengeleri değiştiren ve petrolü siyasi bir güç unsuru olarak kullanan Kral Faysal ise Vahhabi bir radikal tarafından katledildi.
Aradan geçen yıllar bu makus talihi değiştirmedi. 1990’ların ortasında, işgal altındaki topraklarda ve bölge siyasetinde ezberleri bozmaya niyetlenen İsrail Başbakanı Yitzhak Rabin, kendi milletinden bir Yahudi fanatiğin kurşunlarıyla can verdi.
Peki, Rabin’i bu sürece ne getirdi?
Bunun için tarihi biraz daha geri sarmak gerekiyor.
Oslo Öncesi: Direnişin Kabuk Değiştirmesi ve Zoraki Ortaklık
1980’lerin sonuna gelindiğinde, Filistin topraklarında statüko değişmeye başlamıştı. 1987 yılında patlak veren Birinci İntifada işgale karşı sokaktan yükselen organize bir dalgaydı. Ancak bu sürecin en keskin neticesi, ideolojik olarak oldukça sert ve ödünsüz bir yapının doğuşuydu: Hamas
Hamas, 1960’lı yıllardan itibaren Filistin ulusal hareketinin tek meşru temsilcisi konumundaki seküler ve sosyalist kanatları bünyesinde barındıran, Filistin Kurtuluş Örgütü’ne (FKÖ) güçlü bir alternatif olarak sahneye çıktı. Hamas’ın Filistin sokaklarında hızla zemin kazanması, hem Tel Aviv yönetiminde hem de Yaser Arafat liderliğindeki FKÖ’de alarm zillerinin çalmasına neden oldu.
Üçüncü bir tarafa duyulan ortak endişe ve güvenlik kaygıları, o güne kadar birbirini asla tanımayan iki zıt aynı masaya oturmaya zorlayan en büyük etken oldu.
Beyaz Saray Bahçesindeki Tarihi El Sıkışma: Oslo Anlaşmaları
Gizli yürütülen diplomatik temaslar, 13 Eylül 1993’te Washington’da tüm dünyanın gözü önünde resmiyete döküldü. ABD Başkanı Bill Clinton’ın hamiliğinde, İsrail Başbakanı Yitzhak Rabin ve FKÖ Lideri Yaser Arafat tarihi bir anlaşmaya imza attılar. Bu başarılarından ötürü Rabin, Arafat ve dönemin İsrail Dışişleri Bakanı Şimon Peres, 1994 yılında Nobel Barış Ödülü’ne layık görüldü.
Anlaşmanın temel parametreleri ve detayları şu şekilde kurgulanmıştı:
- Filistin Yönetimi’nin kurulması: Gazze Şeridi ve Batı Şeria’nın belirli bölgelerinde Filistinlilere geçici bir özerklik ve kendi kendilerini yönetme hakkı tanındı.
- Karşılıklı tanıma: FKÖ, İsrail Devletinin var olma hakkını resmen tanıdı ve terörü bir yöntem olarak reddettiğini duyurdu. İsrail ise FKÖ’yü Filistin halkının resmi temsilcisi olarak kabul etti.
- Güvenlik iş birliği: Filistin sokaklarındaki yükselen Hamas dalgasını bastırmak ve radikal unsurları dizginlemek adına FKÖ ile İsrail istihbaratı arasında koordinasyon sağlandı.
Ancak bu hamle, kalıcı bir barıştan ziyade stratejik bir paylaşımdı. Rabin, işgalin maliyetini düşürmek ve İsrail’in güvenliğini taşeron bir Filistin yönetimi üzerinden sağlamak istiyordu; Arafat ise Hamas karşısında kaybettiği siyasi mevzileri geri kazanma derdindeydi.
Toplumsal Bölünme: Rabin’e Karşı Yükselen Öfke
Rabin, 1974-1977 ve 1992-1995 yılları arasında İsrail’in başbakanı olarak görev yapan ve Savunma Bakanlığı döneminde Filistinlilere karşı sürgün, ev yıkımı gibi sert müdahale emirleriyle tanınan eski bir askerdi. Askeri kariyeri boyunca Filistinlilere karşı sergilediği gaddarlıkla ve sert tutumuyla bilinen Rabin’in bu hamlesi, kendi toplumunda daha önce hiç görülmemiş bir kutuplaşmaya yol açtı. Kitleler tam anlamıyla iki düşman kampa bölünmüştü.
Muhalefetteki sağcı Likud Partisi’nin lideri Benyamin Netanyahu, barış sürecine karşı agresif bir protesto dalgası başlattı. Sokaklarda Rabin; “Siyonist ideallere ihanet etmekle”, “toprak satmakla” suçlanıyor, Rabin’e ölüm” sloganları atılıyordu. Hatta Adolf Hitler’e benzetiliyor, FKÖ ile anlaşmak Holokost ile kıyaslanıyordu. İç Güvenlik Servisi Şin Bet, Netanyahu’yu dilini yumuşatması ve suikast riskinin arttığı konusunda uyardıysa da sağ kanadın saldırganlığı tırmanmaya devam etti.
4 Kasım 1995: Barışın Sırtından Vurulduğu Gece
Her şey, Tel Aviv’de barış sürecine destek vermek amacıyla bizzat İshak Rabin tarafından organize edilen devasa bir mitingle başladı. Coşkulu kalabalığa hitap eden Rabin, barışa olan inancını meydanları dolduran kişilerle başladı.
Ancak barıştan bahsettiği o dakikalarda az sonra başına geleceklerden haberi bile yoktu.
Miting alanından ayrılan Rabin, aracına doğru yürüdüğü sırada koruma çemberini aşmayı başaran aşırı sağcı ve radikal bir Yahudi olan Yigal Amir tarafından arkasından vuruldu.
Saldırının ardından ağır yaralı olarak hızla Ichilov Hastanesi’ne kaldırılan 73 yaşındaki Yitzhak Rabin, müdahalelere rağmen kurtarılamayarak hayatını kaybetti.
Sonuç
Rabin’in öldürülmesinin ardından esen nefret rüzgarları, suikastın siyasi iklimini hazırlayan Benyamin Netanyahu’yu 1996 seçimlerinde başbakanlık koltuğuna taşıdı. Barış süreci ise Tel Aviv sokaklarında patlayan o üç kurşunla birlikte süresiz olarak rafa kalktı.


