Temelleri Hazreti Adem tarafından atılan, daha sonra Hazreti İbrahim ve oğlu Hazreti İsmail tarafından yeniden inşa edilen Kâbe; Beytullah, Beyt ve Beyt-i Atik olarak da isimlendirilir. Kâbe, Peygamber Efendimizin
“Ey Mekke! Senden çıkarılmış olmasaydım asla seni terk etmezdim”
dediği Mekke’nin göz bebeğidir.
Kâbe, inşa edildiğinden bu yana birçok kez tahribata uğramıştır. Doğal afetlerin yanında, siyasi çatışmalar ve isyanlardan ötürü de pek çok kez zarar görmüştür. Peygamber Efendimiz döneminde Kâbe’ye herhangi bir fiziki saldırı gerçekleşmemiş veya zarar gelmemiştir. Ancak Efendimize peygamberlik gelmeden yaklaşık beş yıl önce Mekke’de şiddetli bir sel meydana gelmiş, yağışın etkisiyle Kâbe’nin taşları ve duvarları çatlamıştır. Bunun üzerine Kureyş kabilesi Kâbe’yi onarmış ve yeniden imar etmiştir.
Siyasi çatışmalar sebebiyle Kâbe’nin uğradığı tahribatlardan bahsedecek olursak; Peygamberimizin doğumundan 52 gün önce, Fil Suresi’nde de anlatılan Fil Vakası meydana gelmiş, bir saldırı teşebbüsü olmuş lakin Kâbe zarar görmemiştir.
Tarih Boyunca Kâbe’ye Yönelik Önemli Saldırılar
• Yezid b. Muaviye Dönemi (683): Hz. Aişe annemizin yeğeni olan Abdullah b. Zübeyr’in Emevilere karşı halifeliğini ilan edip Kâbe’ye sığınması üzerine, Emevilerin vali ve kumandanlarından Haccac-ı Zalim, Mekke’yi kuşatmış ve mancınıklarla Kâbe’yi taşa tutarak tahrip etmiştir.
• Karmatiler Baskını (930): Arap Yarımadası’ndaki Ahsa’da müstakil bir devlet kurmuş olan Bahreyn merkezli Karmatiler, Mekke’yi basmış, binlerce hacıyı öldürmüş ve Kâbe’nin kutsal taşı Hacerüleved’i yerinden söküp kendileriyle götürmüşlerdir. Taş, 20 yıl sonra tekrar iade edilmiştir.
1979 Kâbe Baskını
Günümüze yakın bir tarih olan 20 Kasım 1979’da, Suudi rejimine karşı ayaklanan Cüheyman el-Uteybi liderliğindeki silahlı bir grup Mescid-i Haram’ı basarak iki hafta boyunca kontrol altına almıştır. Çatışmalar ve düzenlenen operasyonlar sonucu Harem-i Şerif ağır hasar görmüştür.
Baskının Nedeni ve Cüheyman el-Uteybi Kimdir?
Baskının liderliğini yapan Cüheyman el-Uteybi, Suudi Arabistan’ın Necid bölgesinin köklü bedevi kabilelerinden Uteybe kabilesine mensuptur. 18 yıl boyunca kraliyet ordusunda görev almış, 1973 yılında ise Suudi Arabistan rejimine tepki duyduğu için istifa etmiştir. Suudi yönetiminin Batılı ülkelerle ilişkilerinden ötürü yozlaştığını ve artık İslamiyet’i temsil etmediğini düşünüyordu.
Cüheyman, daha sonra Medine’de üniversite gençliğini etrafına toplayarak kendilerine “Yeni İhvan” adını veren bir grup kurdu. Dedesi olduğu öne sürülen Sultan Bacad el-Uteybi, bu bölgede 1920’lerin sonunda Suudi Hanedanlığı’na karşı isyan eden Selefi İhvan hareketinin liderliğini yapmıştır. 19. yüzyılın başında kurulan Suudi Devleti’nin ilk kralı Abdülaziz bin Suud’un projesiyle bedevi kabileler yerleşik hayata geçirilmiş, silahlandırılmış ve bu ismi kullanmışlardır. Bu hareketin Mısır’daki İhvan-ı Müslimin ile bir ilgisi yoktur; Suud’da ortaya çıkan bu yapıya “Necid İhvanı” adı verilmiştir.
Cüheyman, eğitimi sırasında mehdi ve fitne hadislerine odaklanmış, dünyanın sonuna ilişkin hadislerle o dönemki dünya koşullarını eleştirmiştir. Selefi ve Vahhabi inanışları doğrultusunda “İslam’a Çağrı” adlı bir grup kurarak kendine taraftar toplamıştır. Daha sonraları, 1978 yılında Suud yönetimi aleyhine gösteri düzenlemiş olsalar da sorgulamaların ardından zararsız olduklarına kanaat getirilerek serbest bırakılmışlardır.
Baskın Günü ve Amaçları
Takvimler 20 Kasım 1979 tarihini gösterdiğinde, sabah namazı vaktinde baskın düzenlenmiştir. Daha öncesinde mescidin alt katlarına ve dehlizlerine gizlenen teçhizat, silahlar ve mühimmatlar ortaya çıkarılarak savunma düzeni alınmıştır. Mescidin kapıları kapatılarak önce içerideki ses düzeneği ele geçirilmiş ve anonslarla propagandaya başlanmıştır. İlk ilan edilen husus, Mehdinin ortaya çıktığı iddiasıdır. Makam-ı İbrahim ile Hacerülesved arasındaki mevkide o anda bir biat töreni düzenlemişlerdir.
Baskını düzenleyen grubun bazı dini ve siyasi talepleri bulunmaktaydı. Baskının lideri el-Uteybi, kayınbiraderi Muhammed Abdullah el-Kahtani’yi mehdi ilan etmiş ve bütün inananları ona biat etmeye çağırmıştır.
| Baskıncıların Siyasi ve Dini Talepleri: • Suudi Hanedanı’nın tekfir edilerek yönetimi bırakması, • Suudi Arabistan’ın Batılı güçlerle olan ilişkilerini sonlandırması, • Dini esaslara dayalı bir devlet anlayışının tesisi, • Petrol üretiminin azaltılması, • Ülkedeki yabancı üslerin kapatılıp yabancı askerlerin çekilmesi. |
Kuşatma ve Operasyon Süreci
Eylemin hac döneminden yaklaşık iki hafta sonraya denk gelmesi ve Muharrem ayının ilk sabah namazında gerçekleşmesi nedeniyle, Mescid-i Haram içerisinde 50.000 ile 100.000 arasında değişen sayıda Müslüman rehin kalmıştır. Baskıncılar, yaptıkları propagandanın ardından hacılardan isteyenlerin çıkmasına izin vermişlerdir. Rehinelerden, Kâbe imamı Muhammed bin Abdullah es-Sebil’i de kapsayan büyük bir çoğunluk böylece serbest kalmıştır.
Olayın dış dünyaya duyurulmasını sağlayan iki olası durum söz konusudur:
1. Baskın başladığında, baskıncılar telefon hatlarını keserek iletişimi sonlandırmadan önce inşaat alanında çalışanların durumu haber vermesi,
2. Cemaatin büyük kısmıyla birlikte mescitten ayrılan Kâbe imamının haberi yetkililere iletmesi. (Bu olay Türk medyasında da geniş yankı bulmuştur.)
Ebu Kubeys Dağı’na, minarelere ve yüksek mevkilere çıkan el-Uteybi’nin adamları, Kâbe’yi çeviren Suudi birliklerini takip edebiliyor ve onları Harem-i Şerif’e yaklaştırmıyordu. Öte yandan Suudi Arabistan yönetimi ise içeridekilerin sayısından, ellerindeki imkanlara ve yaptıkları hazırlıklara kadar hiçbir konuda net bilgi sahibi olamıyordu. Olayların büyümemesi ve ülkede kontrolün tamamen kaybedilmemesi için ilk etapta Medine ve Taif başta olmak üzere bazı şehirlerde sokağa çıkma yasağı getirildi. Mekke şehri tamamen boşaltıldı ve iletişim hatları kesildi. Gazetecilere getirilen sansürler başta olmak üzere yayınlar, iletişim imkanları ve ülkeye giriş-çıkışlar üzerindeki denetimler artırıldı.
Ulemadan verilen fetva doğrultusunda, isyancılara tanınan sürede teslim olmamaları neticesinde askeri harekat başladı. Baskının altıncı günündeki ilk müdahale girişimi, keskin nişancı ateşi sebebiyle Suudi güçlerinin geri çekilmesiyle sonuçlandı. Daha sonraki günlerde Pakistan’dan gelen özel eğitimli komando birliği de önemli bir katkı sağlayamadı. Bunun üzerine Fransız terörle mücadele birliğinin çağrılmasına karar verildi. Ancak gayrimüslimlerin Mekke’ye girmeleri dini açıdan yasaktı. Bu engel, dönemin Mekke Kadısı İbn Baz’ın verdiği bir fetva ile aşıldı. Fransız askerlerine Mekke’ye varmadan önce kağıda yazılmış Kelime-i Şehadet okutularak Kâbe’nin etrafında konuşlandırılmaları sağlandı.
Mescide havadan ve karadan düzenlenen operasyonla önce zemin kat ve üst katlar ele geçirildi. Alt katta bulunan ve direnmeye devam edenlere karşı Fransız birliğinin geliştirdiği strateji uygulandı. Bodrum katına tonlarca su pompalanarak eylemcileri içine alacak şekilde bir su havuzu oluşturuldu. Ardından dehlizlerde ve alt katlarda saklananlara sinir gazı verildi. Kâbe’ye ve dehlizlere pompalanan sulara elektrik verilerek eylemcilerin teslim olması istendi. Teslim olanlar dışarı çıkarıldı, teslim olmayanların büyük kısmı ise öldürüldü. Yapılan operasyonda Cüheyman el-Uteybi sağ ele geçirilirken, mehdi iddiasıyla ortaya çıkan Muhammed el-Kahtani öldürüldü.
İdamlar ve Sonuçları
Kral, Kıdemli Alimler Konseyi’nden sanıkların yedi ayrı suçtan suçlu bulunduğuna dair bir fetva aldı. Bu suçlar şunlardı:
1. Mescid-i Haram’ın kutsallığını ihlal etmek,
2. Muharrem ayının kutsallığını ihlal etmek,
3. Müslümanları ve diğer insanları öldürmek,
4. Meşru otoritelere itaatsizlik etmek,
5. Mescid-i Haram’da namaza ara verilmesine sebep olmak,
6. Mehdi’yi teşhis etmede yanılmak ve insanları yanıltmak,
7. Masum insanları suç eylemleri için sömürmek.
Yargılanan kişilerden 170’i için verilen cezaların infazı ülkenin sekiz ayrı şehrinde gerçekleştirildi. Baskının liderliğini üstlendiği belirlenen, aralarında el-Uteybi’nin de bulunduğu 63 eylemci halka açık bir biçimde 9 Ocak 1980 tarihinde Bureyde, Dammam, Mekke, Medine, Riyad, Abha, Hail ve Tebük meydanlarında başları kesilerek idam edildi.
Bu baskının arka planını düzenleyerek destek veren odaklar tam olarak aydınlatılmamış veya açıklanmamıştır. Bir görüşe göre, bazı Suudi prenslerinin de olaylara dahil olduğu ancak zamanın kralı Halid bin Abdülaziz el-Suud’un bu prensleri cezalandırmaktan çekinerek bazılarını sadece sürgüne göndermekle yetindiği öne sürülmüştür. Bir diğer iddia ise silahların gizlenmesine yardım ettiği ileri sürülen ve Kâbe’de inşaat işlerini yürüten Bin Ladin Grubu’nun olaya dahil olduğu, ancak Suudi hanedanıyla olan yakın ilişkilerini kullanarak olaydan sıyrıldıkları yönündedir.
Bu ayaklanmanın bir sonucu olarak, Suudi Arabistan’da radikal dini akımların kontrol altına alınması amacıyla daha katı ve muhafazakar bir devlet politikasına geçilmiştir. Öte yandan günümüzde el-Uteybi, Suudi karşıtı Selefi-Vahhabi akımlar tarafından hâlâ bir kahraman olarak görülmekte ve saygıyla anılmaktadır; kendisi yalnızca mehdilik iddiası ve eylemi Kâbe’de düzenlemiş olması yönüyle eleştirilmektedir.
Kâbe baskını sırasında henüz 1 yaşında olan oğlu Hatal bin Cüheyman ise bugün Suudi Arabistan ordusunda subay olarak görev yapmaktadır.



