Çoğumuzun şairle ilk tanışması onun,
“Şiir uçağı düşüremez ama pilotun kafasını karıştırabilir.” dizeleri ile olmuştur.
Evet Mahmud Derviş için şiir sadece estetik bir uğraş değil, vatanın kelimelerle korunması ve yeniden inşasının hayaliydi.
O, hayatı boyunca “vatansız bir vatandaş” olarak yaşamanın ağırlığını omuzlarında taşırken, Filistin’in parçalanmış coğrafyasını dünya edebiyatının kalbine nakşetti. 13 Mart 1941’de Celile’nin al-Birva köyünde doğduğunda, zeytin ağaçlarının gölgesinde sakin bir ömür süreceğini sanıyordu. Ancak 1948 yılındaki “Nekba” (Büyük Felaket), yedi yaşındaki bu çocuğu bir gecede çocukluğundan koparıp sürgün gerçeğiyle tanıştırdı.
Kendi Yurdunda “Gaip” Bir Şair
Derviş ailesiyle birlikte Lübnan’a sığındığında, “mülteci” kelimesinin ne anlama geldiğini yardım kuyruklarında beklediği “sarı peynir” ile öğrendi. Bir yıl sonra kaçak yollarla ülkesine döndüğünde ise doğduğu köyün yerle bir edildiğini ve yerine bir Yahudi yerleşimi kurulduğunu gördü. Kendi vatanında artık fiziksel olarak var olan ancak hukuken “yok” (gaip) sayılan bir yabancıydı.Daha 12 yaşındayken işgalciler hakkında bir şiir yazdığı için tehdit edildi. Eğitim hayatı bile saklanarak geçti; müfettişler okula geldiğinde, kaçak olduğu anlaşılmasın diye dolaplara veya küçük odalara kilitlendi. Bu travmatik sessizlik, zamanla onun en güçlü silahı olan şiire dönüştü.
“Kaydet! Ben Bir Arabım”
Özellikle 22 yaşındayken toplumsal bir başkaldırışa dönüşen Bitâḳet Heviyye (Kimlik Kartı) adlı şiiriyle ismi yayılmaya başlamıştı. Kimlik kartı İsrail askerlerine hitaben yazılmıştı ve kontrol noktalarında ağızdan ağıza yayılan bir türkü haline geldiğinde, Derviş İsrail hükümeti tarafından zindana atılmıştı. Ancak Kimlik Kartı yayılmaya devam etmişti. Hep bir ağızdan devrimin nidaları yükseliyordu:
سجل! أنا عربي
سجِّل
أنا عربي
ورقمُ بطاقتي خمسونَ ألفْ
وأطفالي ثمانيةٌ
وتاسعهُم.. سيأتي بعدَ صيفْ!
فهلْ تغضبْ؟
سجِّلْ
أنا عربي
وأعملُ مع رفاقِ الكدحِ في محجرْ
وأطفالي ثمانيةٌ
أسلُّ لهمْ رغيفَ الخبزِ،
والأثوابَ والدفترْ
من الصخرِ
ولا أتوسَّلُ الصدقاتِ من بابِكْ
ولا أصغرْ
أمامَ بلاطِ أعتابكْ
فهل تغضب؟
Bu şiir, sadece bir edebi metin değil, işgalciye karşı bir varoluş manifestosuydu. Şair, “Yaz! Ben bir Arabım / Kartımın numarası elli bin” diyerek, kimliğini yok saymaya çalışan bir sisteme karşı meydan okuyordu.
Nil’in Sularından Paris’e
İsrail Hükümeti tarafından üniversitede okuması yasaklanan Derviş, Moskova’da siyasal iktisat okumak için Filistin ile vedalaştı. 1970 yılında Moskova’ya gittiğinde yaşadığı hayal kırıklığı büyüktü; orayı “bir cennet değil, her yerde devletin olduğu bir şehir” olarak tanımladı. Moskova’yı bir yıl sonrasında terk edip Kahire’de Ahram gazetesine katıldı ve Hayfa’ya geri dönmemeye karar verdi. Ardından “Nil’in oğlu” olarak kendini yeniden tanımlayacağı Kahire dönemi başladı. Necib Mahfuz ve Tevfik el-Hakim gibi devlerle aynı ofisi paylaşmak, onun vizyonunu genişletti. Beyrut yılları ise direnişin en sıcak ve hüzünlü dönemiydi. Arkadaşı Gassan Kenefani’nin suikasta kurban gitmesi ve Sabra-Şatilla katliamı, Derviş’in şiirine ölümün ve yasın rengini verdi.
Beyrut Günleri
Şair kimliğinin yanı sıra Filistin Kurtuluş Örgütünün Beyrut’taki araştırma merkezini yöneten Derviş, politikanın içinde yer alarak 1974’te FKÖ lideri Yaser Arafat’ın Birleşmiş Milletlerde yaptığı meşhur konuşmanın
“-Bugün bir zeytin dalını ve özgürlük savaşçısının silahını taşıyarak geldim. Zeytin dalının elimden düşmesine izin vermeyin.”
metnini kaleme aldıktan kısa bir süre sonra Beyrut’tan ayrılacaktı.
Sonraki yıllarda FKÖ’ile yolları ayrılan Derviş FKÖ’nün içinde hiçbir partinin üyesi olmayarak eleştirel politik bakışını ve bu bakışın bağımsızlığını korudu. Derviş Oslo Barış Antlaşmasını protesto etmek için 1993 yılında FKÖ’den şu sözlerle istifa etti.
“Filistinliler sabah uyandıklarında kendilerini geçmişsiz buldular.”
Önceleri Filistin’den Moskova’ya oradan Kahire’ye, Kahire’den Tunus’a taşınan Derviş, Paris’te, Amman’da, Ramallah’ta, Kıbrıs’ta ve bir çok şehirde sürgüne, Filistinlilerin temsil etmeye ve şiir yazmaya devam etti.
“Yeterince dünlerim oldu; bir yarın’a dır ihtiyacım” diyordu bir şiirinde. 9 Ağustos 2008’de Houston’da hayata gözlerini yumduğunda, geride sadece bir halkın davasını değil, insanın onur ve hürriyet arayışını anlatan devasa bir külliyat bıraktı. İsrail’in Berve’de gömülme talebini reddetmesiyle sürgünde defnedildi. Mahmud Derviş, toprağından sürülmüş olsa da kelimeleriyle her dilde kendine bir vatan kurmayı başardı.
İlave Okumalar:
Ali Eminoğlu, Modern Arap Şiirinde Mahmud Derviş ve Şiir Anlayışı, Doktora Tezi, Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Konya, 2016.
Eyüp Akşit, “Şiir ve Direniş Yolunda Bir Ömür: Mahmud Derviş”, Türkiye Din Eğitimi Araştırmaları Dergisi, Sayı 1, 2016.
Gassan Kenefani, İşgal Altında Direnen Filistin Edebiyatı: 1948-1968, Beyrut, 1968.
Mahmud Derviş, Biz Kaybettik Aşk da Kazanmadı, (Çev. Lütfullah Göktaş), Kitabevi Yayınları, İstanbul, 2008.
Mahmud Derviş, Bu Şiirin Bitmesini İstemiyorum, (Çev. Mehmet Hakkı Suçin), Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 2016.
Mahmud Derviş, Badem Çiçeği Gibi Yahut Daha Ötesi, (Çev. Mehmet Hakkı Suçin), Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 2013.
Mahmud Derviş, Atı Neden Yalnız Bıraktın, (Çev. Mehmet Hakkı Suçin), Kırmızı Kedi Yayınevi, İstanbul, 2015.
Mahmud Derviş, Ölümü Seviyorlar Benim, (Çev. Lütfullah Bender), Armoni Yayınları, İstanbul, 1988.
Mahmud Derviş, Mural, (Çev. Mehmet Hakkı Suçin), Kırmızı Yayınları, İstanbul, 2015.
Tavsiye Bazı şiirleri:
Bu Dünyada Hayatta Kalmayı Hak Eden Şeyler Var
Nisanın tereddütü
Seher vakti ekmeğin kokusu
Bir kadının erkekler hakkındaki görüşleri
Aşil’in yazıları
Aşkın başlangıcı
Bir taşın üstündeki çim
Bir ney ipliğinde duran anneler
Savaşçıların anılarından korkması
Bu dünyada hayatta kalmayı hak eden şeyler var:
Eylül sonu
Bütün kayısılarıyla kırkını bırakan kadın
Hapishanede bir güneş saati
Birçok varlığa öykünen bulutu
Bir halkın ölülerine yasemin götürenleri alkışlamaları
Zorbaların şarkılardan korkması
Bu dünyada hayatta kalmayı hak eden şeyler var:
Bu dünyada dünyanın hanımefendisi, başlangıçların annesi, sonların annesi var
Eskiden Filistin’di adı, şimdi Filistin’dir adı
Hanımefendim: Hak ediyorum, çünkü sen hanımefendimsin.
Hayatta kalmayı hak ediyorum!
Kaydet!
Ben Arap’ım
Kartımın numarası
Elli bin
Sekiz çocuğum var
Dokuzuncusu da yolda, yaz sonunda burada!
Kızıyor musun?
Kaydet!
Arap’ım,
Taş ocağında çalışıyorum, emekçi yoldaşlarımla
Sekiz çocuğum var.
Giysilerini, defterlerini taştan çıkarıyorum, ekmeklerini!
Sadaka bekleyecek değilim kapında
Konağının önünde küçülecek değilim
Kızıyor musun?
Kaydet!
Arap’ım
Adım var, yalnız yoktur lakabım
Bu diyarda, öfke kazanında yaşayan
En sabırlı insanım
Uzanmıştır köklerim
Zamanın doğuşundan daha eskiye
Yılların bilinmesinden daha eskiye
Karasaban süren bir ailedendir babam
Soylu efendilerden değil!
Ve dedem bir çiftçiydi, ne nesebi belliydi ne şeceresi
Kendiliğin yüceliğini öğretirdi bana
Kitap okumadan önce!
Arap’ım!
Kaydet!
Arap’ım!
Saçlar: Kömür karası
Gözler: Kahverengi
Başımda kefiyemin üstünde bir ıkal;
Ayırıcı niteliklerim.
Ayalarım sert mi sert kaya gibi
Tırmalar ona değeni
Adresim: Unutulmuş bir köydenim, silahsız
Sokakları adsız
Taş ocağındadır, tarladadır tüm erkekleri
Kızıyor musun?
Kaydet!
Arap’ım!
Sen yağmaladın bağlarını atalarımın
Çocuklarımla sürdüğüm toprağı sen yağmaladın.
Bana ve torunlarıma hiçbir şey bırakmadın
Şu kayalıklardan başka!
Ve diyorlar ki hükümetiniz
Bunları da alacakmış, öyle mi?!
Öyleyse!
Kaydet birinci sayfanın en başına!
Nefret etmem insanlardan
Hiç kimseye saldırmam
Ama aç kalınca
Yerim etini toprağımı gasp edenin, yerim!
Kolla kendini, kork benim açlığımdan!
Kork benim öfkemden!
Arap’ım ben!



